Mehmet Çatakçı
TBMM Genel Kurulunda konuşan İYİ Parti Erzurum Milletvekili Muhammet Naci
Cinisli Hükümet ve Bu ucube sistem Depremde ve Sel felaketinde hezimete
uğradığını belirterek şu ifadelere yer verdi.
Cinisli “Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve çevre 10 ilde de vurucu etkisi
hissedilen çok şiddetli depremlerin yıkıcılığı hepimizi derinden etkiledi. Tüm
Türkiye’ye bir kez daha geçmiş olsun. Depremde ve son günlerde meydan gelen
sellerde vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet dilerim, aziz milletimizin
başı sağ olsun; geride kalanlara da sağlık, sıhhat ve sabırlar dilerim.
Deprem bölgesi nüfusumuzun neredeyse yüzde 16’sını oluşturuyor, millî
hasılamızın yüzde 9,3’ü bu bölgeden kaynaklanıyor, tarım alanlarının yüzde 15’i
yine bu bölgede bulunuyor, ihracatımızın yüzde 8,5’i, sigortalı çalışanlarımızın
yüzde 11,7’si bu bölgeden sağlanıyor, genel bütçe gelirlerinin yüzde 4,7’si bu
bölgeden yine sağlanıyor. Gerçekten büyük bir felaketle, yıkımla karşı karşıyayız.
AK PARTİ ama yine her zaman olduğu gibi algı oluşturmak için slogan üretti,
“Asrın felaketi.” dedi. Doğrudur, asrın felaketidir fakat depremlerde vefat edenler
sadece bu nedenle hayatlarını kaybetmediler, asrın felaketinden sonra oluşan asrın
rezaleti yüzünden vefat ettiler. Maalesef bir asrın rezaletini yaşadık ve hâlâ
yaşıyoruz. Hâlbuki en hazır yakalandığımız deprem bu olmalıydı çünkü 9 Ekim
2019 tarihinde Kahramanmaraş Pazarcık merkezli depremin şiddeti de bilinerek
Sayın İçişleri Bakanının başında bulunduğu bir heyet tatbikat yapmıştı. Tatbikatın
sonrasında hiçbir hazırlığın yapılmadığı ve koordinasyonun sağlanmadığı
yaşadığımız deprem felaketiyle ortaya çıktı. Üzülerek ifade etmeliyim, nerede
olacağı ve şiddeti bilinen, ayrıca tatbikatı yapılan bu depremin ilk üç gününde
tatbikatı yapanlar ortalıkta görülmediler. Devletimizde görev yapan personelimizin
iyi niyetli olduklarından ve ellerinden gelen gayreti gösterdiklerinden zerre şüphe
etmiyorum fakat devletimizi ve milletimizi çaresizliğe sürükleyen gerçek sebebin
akıllı bir organizasyonun bulunmaması olduğu acı bir şekilde tecrübe edildi.
Vatandaşlarımızın “Devlet nerede?” diyerek can havliyle dertlerini dile
getirmelerinden rahatsızlık değil, mutluluk duyulmalıdır aslında. İnsanımız dar
zamanında tabii ki devletini yanında arayacak; zaten aradığı başka kimse de yok.
Devlet etme, zor zamanında insanımızın sırtını pek, karnını tok tutmakla olur.
“Devlet nerede?” sorusunu devlete hakaret gibi algılamak ise son derece yanlış.
Bundan önceki son büyük depremde devletimiz milletimizin yanında vakit
kaybetmeksizin yer almıştı. 17 Ağustos 1999 depremi sabaha karşı üçte oldu; Türk
Silahlı Kuvvetleri üç saat sonra 5 merkez oluşturdu, iş makinesi ihtiyacı için 4
istihkâm savaş bölüğü bölgede görevlendirildi. Saat sekizden itibaren, Türk Silahlı
Kuvvetlerine bağlı 37 helikopter sahada çalışmaya başladı; Ankara Mevki
Hastanesi sağlık ekibi ve malzemeleri bu helikopterlerle deprem bölgelerine
gönderildi. 18 Ağustos 1999 sabahı olduğunda 2 bin yaralı tahliye edilmişti bile. 2
seyyar cerrahi hastane, 4 seyyar fırın, 4 seyyar mutfak deprem bölgesine acilen
gönderilmişti.
Yaşadığımız 6 Şubat 2023 depremlerinde amfibi gücümüzün Foça’daki
unsurlarının İskenderun Körfezi’ne intikali yirmi dört saatten daha erken olabilirdi;
yetmiş saat sürdü; İspanyol gemileri daha önce geldiler. O zamanın devleti görevini
en azından yerine getirmeye çalıştı ve kısmen de getirdi; bugün, içini boşalttığınız
devletimizin kurumları ise görevlerini maalesef yerine getiremediler. Devlet
kurumları arasındaki bağlar tamamen koparıldığından hiçbir yere müdahale
edilemedi. Bundan lütfen ders çıkaralım, bunu bir hakaret diye algılamayalım. Bu
yapılan mukaddes devletimizi suçlamak değildir. Keşke devlet aklını AK PARTİ
iktidarı taşıyabilseydi.
Değerli milletvekilleri, gündemimizde bulunan kanun teklifiyle bu depreme mahsus
afet bölgesi ilan edilen alanların imar çalışmalarına aktarılmak üzere fon
oluşturuluyor. Hâlbuki Türkiye bir deprem ülkesi ve görüştüğümüz teklifin daha
kapsayıcı ve kalıcı bir uygulamayı sağlıyor olması gerekir. Teklif, Kahramanmaraş
depremlerinin yaralarını sarmaktan daha fazlasını içermeli. Türkiye’deki bütün
depremleri, afet riskli şehirlerin aciliyet sırasına göre iyileştirmeleri ve bundan
sonra olacak doğal afetlerin önlemi de alınarak zararı da karşılayacak bir yapıya
kavuşturmamız gerekir.
14 Mayısta gerçekleştirilecek seçimler sonrasında, inşallah, iktidar olduğumuzda
şehircilik ve afet yönetimi bakanlığını kurarak çevre ve insan odaklı afet risklerine
karşı dayanaklılığı artıran, kent kimliğini yok etmeyen bir anlayışı İYİ Parti olarak
bizler tesis edeceğiz. Marmara Bölgesi ve özellikle İstanbul çok büyük bir depreme
gebe ve hiçbir hazırlık içinde değiliz. Marmara Bölgesi’nde yoğunlaşan sanayiyi
farklı farklı Anadolu şehirlerine taşıyıp sektörleriyle anılan marka şehirler hâline
getirmemiz şarttır.
Almanya bir tek Frankfurt’tan, Berlin’den ibaret değil; Düsseldorf’u, Stuttgart’ı,
Münih’i, her bir şehri kendi sektörleriyle anılır durumdalar ve dünya çapında
merkezler hâlindeler. Türkiye’nin Almanya’dan hiçbir eksiği yok. Marmara
Bölgesi’ndeki olası bir depremin hasarlarını bertaraf edebilmek için İstanbul’un
yükünü hafifletip Anadolu’yu kalkındırmak için çalışmalıyız.
Değerli milletvekilleri, Komisyon görüşmeleri sırasında fonun kurulmasıyla ilgili
yapılan açıklamalarda “Uluslararası yardım kuruluşlarının isteğini hissettik.”
ifadesi kullanıldı. Diplomatik bir dille aslında “Yabancılar istedi, biz de yaptık.”
denilmek istendi. Ne kadar hazin olsa da anlaşılabilir bir durum çünkü iktidara
hiçbir kesim artık güvenmiyor ne Türkiye’de ne de yurt dışında.
Bundan bir süre önce, yine yabancı isteğiyle Merkez Bankasında hesap açacak olan
yabancı ülkelerin hesaplarına haciz konamayacağı da maalesef bu Meclisimizde
kanunlaşmıştı. Ülkemizi ve bizleri rencide eden bu davranışları inşallah
değiştireceğiz. İYİ Parti olarak prensipte, afetlerden zarar gören alanların imar
çalışmalarına aktarılacak kaynaklara tabii ki karşı değiliz, kurumsal ve ciddi bir
anlayışla süreçlerin yönetilmesi taraftarıyız. Bu nedenle biz, bütçe içinde bu
kaynağın oluşturulmasını ve denetlenebilmesini savunuyoruz.
Teklifin etki analizini sorduğumuz zaman verilen “Bilmiyoruz.” yanıtı ise ne kadar
gayriciddi bir sistem ve yönetim içinde bulunduğumuzu gözler önüne seriyor. Vefat
edenlerin sayısı da hasarlar da bilinmiyor, ne kadar acı, aslında inanılır gibi değil!
Oysa, lağvedilen DPT, 99 depreminden sonra, bir ay bile geçmeden; depremin
ekonomik ve sosyal etkileri, muhtemel finansman ihtiyacı; kısa, orta, uzun vadede
alınabilecek tedbirler raporunu hazırlamıştı. Devlet hafızası yok edildiği için bu
raporu hatırlayamadınız diyelim, peki 2021 yılı Temmuz ayında yayınlanan
Depreme Karşı Alınabilecek Önlemlerin ve Depremlerin Zararlarının En Aza
İndirilmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan
Meclis Araştırması Komisyonun raporuna da mı bakamadınız? Bu rapora göre,
ülkemizde 10 milyon binada 28,8 milyon konut bulunuyor. Konutların yaklaşık 6,7
milyonu depreme karşı dayanıksız yani her 4 konuttan 1’i çürük. Yapılan gerçekçi
hesaplamalar, 100 metrekare net büyüklüğündeki bir konut için ortalama 65 bin
dolarlık yeniden yapım maliyetini ortaya koyuyor. 6,7 milyon konutun dönüşümü
için gereken para 435 milyar dolar. Sadece bu ipucundan yola çıkarak bölgedeki
hasarlı binaların ve konutların sayısından bile etki analizi tespit edilebilirdi.
Sayın milletvekilleri, Kızılayın ve AFAD'ın içine düşürüldüğü durumla birlikte
iyice hissedilen büyük güven sorunu yaşıyoruz, kimse bu kurumlara güvenmiyor.
Kanun teklifinin gerekçesinde Sayıştaydan bahsedilirken, maddelerde Sayıştaydan
bahsedilmemesi önemli bir eksikliktir. Denetimle ilgili maddeye “Fon Sayıştay
denetimine tabidir.” ifadesini muhakkak eklememiz lazım. Ayrıca kanun metninde
“Fon şeffaf yönetilecek.” diye özellikle belirtilmiş olması iktidarın kendilerinden
de emin olmadıklarını çok açık gösteriyor.
Yeri gelmişken Sayın Fuat Oktay'ın “AFAD için toplanan yardım paraları amacına
uygun harcanacak.” sözünü de çok yersiz bulduğumu ifade etmek isterim. Bir
devlet insanının bu toplanan paranın amacına uygun harcanacağını söylemesi
öncekilerin amacına uygun harcanmamış olduğunun itirafıdır. Fonla imar
çalışmalarına aktarılmak üzere kaynak yönetimi
yapılıyor fakat geçmiş depremlerde yaşanan ve dikkat edilmesi gereken aksaklıkları
da hatırlamak gerekiyor. Örneğin Elazığ'da afetler sonrasında teslim edilemeyen
konutlar nedeniyle yeni mağduriyetler yaşandı. Deprem bölgeleri TOKİ arazisi
hâline geliyor, depremzedeler de TOKİ müşterisi olarak görülüyor. Lütfen bunun
önüne geçelim. Depremzedeleri o sıkıntılı halleriyle tekrar dünyanın parasını
ödeyerek eski standartlarından uzak konutları satın almak mecburiyetinde
bırakmayalım.
Afet Yeniden İmar Fonu’nun kurulmasını görüşüyoruz, Fona kaynak bulunması
için de çalışıyoruz. Para ihtiyacının karşılanmasında molozların da
değerlendirilmesi gerekiyor. Molozlar alelacele kaldırılıyor ve dökülme standartları
belli değil. Kimler bunları topluyor, götürüyor? Bilinmiyor. Tabiata hem zarar
verilmemeli hem de molozlar ayrıştırılarak tekrar finansal kaynak hâline
getirilmeli. Bizim tahminimize göre 20 milyar dolarlık bir değer söz konusu.
Diğer yandan, deprem bölgesinde günden güne ihtiyaçların değiştiği bir süreç
yaşanıyor. İlk akla gelen hijyen, çadır ve konteyner ihtiyaçlarının sağlanması.
Depremden en çok etkilenen illerden biri olan Adıyaman’a yaptığım ziyaretlerde
üniversiteye hazırlanan gençler üniversite hazırlık kitaplarına ve ders
çalışabilecekleri alanlara ihtiyaç duyduklarını kaydettiler. Açıkçası bizim aklımıza
hiç gelmemişti ve bunu da giderdik. Her yaştan çocuk ve genç ise okullarını
soruyorlar. Dikkatlerinizi bunu sunmak isterim.
Sözlerimin sonunda İYİ Parti olarak afet bölgesinin yeniden imarı için özel bir fon
oluşması ve elde edilen gelirlerin sadece amaca uygun olarak kullanılmasını
desteklediğimizi kaydetmeliyim ancak fonun bütçenin içerisinde oluşturulmasını,
böylece denetimin daha kuvvetli olacağını ve bütçe disiplininden
uzaklaşılmayacağını düşünüyorum”dedi.