(Haber Azran Arslan)
TARİHİN SESSİZ ÇIĞLIĞI: 8 MART
Bugün çiçeklerin verildiği bir gün gibi görünse de 8 Mart aslında tarihin en acı çığlıklarından birinin yıldönümüdür. Kadınların eşitlik, adalet ve yaşam hakkı mücadelesini hatırlatan bu tarih, kutlamadan çok vicdanın ve farkındalığın günüdür.
Her yıl 8 Mart geldiğinde dünyanın birçok yerinde kadınlara çiçekler veriliyor, kutlama mesajları paylaşılıyor. Ancak bu tarihin ardında yalnızca güzel sözler yoktur. 8 Mart, kadınların eşit haklar ve insanca çalışma koşulları için verdiği mücadelenin simgesidir.
Tarihin sayfaları bize acı bir gerçeği hatırlatır. 1857 yılında Amerika’da daha iyi çalışma koşulları ve eşit haklar talep eden kadın işçiler greve çıktı. Ancak çıkan yangında fabrikaya kilitlenen onlarca kadın hayatını kaybetti. O gün yükselen çığlıklar yalnızca bir trajedi değil, kadın hakları mücadelesinin sembolü haline geldi.
Aradan geçen yıllara rağmen o çığlık hâlâ tam anlamıyla dinmiş değil.
Bugün kadın cinayetleri, psikolojik şiddet, ekonomik baskılar ve toplumsal önyargılar kadınların yaşam alanını daraltmaya devam ediyor. Gazetelerin üçüncü sayfalarında gördüğümüz her haber aslında bir istatistik değil; yarım kalmış bir hayatın, susturulmuş bir sesin hikâyesidir.
Sosyolojik açıdan bakıldığında kadına yönelik şiddet yalnızca bireysel bir sorun değildir. Bu durum, toplumun kültürel yapısından politik tercihlerine kadar uzanan derin bir sorunu işaret eder. Gerçek bir eşitlik ise yalnızca yasalarla değil, zihniyet değişimiyle mümkün olabilir.
Bir toplumun gelişmişliği yalnızca ekonomik gücüyle değil, kadınlarının ne kadar özgür ve güvende yaşadığıyla ölçülür. Kadın; yalnızca toplumun yarısı değil, aynı zamanda toplumun vicdanı ve geleceğidir.
Bu nedenle 8 Mart yalnızca kutlanan bir gün değil; hatırlatan bir gündür. Eşitliği, adaleti ve insanlığın ortak vicdanını hatırlatan…
Çünkü kadınların korkmadan yaşayabildiği bir dünya kurulmadan, insanlığın gerçek anlamda özgür olduğu söylenemez.
YAZAR
Azran Arslan
Araştırmacı Gazeteci..
Kaynak: Kanalözgüntv